27 Eylül 2011 Salı

huzursuz kafa sendromu

anladım ki ya sinirlenirsem, ya huzursuzlanırsam klavyeye koşuyorum. bugün öncekiler gibi keyfimi kaçıran şeyleri paylaşmak değil mutsuzluğu kovalamak için buradayım. gerçi her boku tam yazsam da olur, yüzlerce kişinin takip ettiği yok nasılsa burayı, hatta ben burda epey kendi kendimeyim. o da güzel gerçi.

iç huzursuzluğu, bir şeyden emin olamamakla gelen bir şey benim özelimde. zehrini akıtamadığın ama seni kaşıtan minik bir böceğin ısırığı gibi. işte ruh halim tamamen bu. insanın şu her şeyi sorgulayamaması, sorgulamaya başlarsa işlerin çığrından çıkabileceğini hissetmesi pis bir şey. için içini kemirir ya hani işte tam ondan. hayat çok oynak yaaa, nerde ne pozisyon alacağımı hâlâ öğrenemedim. hislerine güvenme konusu ise tarihimde 12den vurmalar ve boka batmalar gibi değişken bir grafiğe sahip. sanırım tek istediğim herkesin hayatta süper açık olması. hani patrondan zam istersin ve seni ustalıkla, çok iyi şeyler olacağı vaadiyle savurur ya. oysa deseler ya "yok bu altı ay olmaz" gibi net şeyler. ama yok, bırak patronu eş dost bile kapalı bir kutu. bu kadar sosyal bir dünyada bu kadar yalnız bırakılmak çok zor. ve ben eminimki herkes yalnız. sadece çaktırmak işlerine gelmiyor. çünkü yalnız hissetmediğin anlar da vardır ve sen tüm hayatını o iyi anlara göre kurgular, -mış gibi yapa yapa yaşarsın. intihar oranlarını çok düşük bulduğumu da belirtmeliyim, demek ki neymiş insanevladının nomeroculukla hiçbir sıkıntısı yokmuş. bi de ben insanların birbirini asla tanımadığını düşünüyorum. ne saçma yorumlar aldım hayatımda kendime dair. offffffffff offffffffffffff of offfffffffff offfffffffffff. sevgilerrrrr saygılar efemm. rahatlama yaşanamadı, ben kaçar ve bu sefer ciddi sıçarrrr.

0 yorum:

Yorum Gönder